6 Aralık 2021

MAKALELER

[av_toggle_container initial=’0′ mode=’accordion’ sort=”]
[av_toggle title=’!!! Otizm de erken tanı göstergeleri !!!’ tags=”]
1) Göz temasında atipiklik,
2) Gözle izlemede eksiklik,
3) İsme uygun yönelmenin olmaması,
4) Taklit etmede eksiklik,
5) Sosyal gülümsemenin olmaması,
6) Etkiye yetersiz tepki,
7) Sosyal ilgi azlığı ve garip davranışlar sergileme (sürekli elini bir yere vurma, arabanın tekerleğini çevirme gibi),
8) Uzun süreli görsel dikkat eksikliği,
9) 6. aylarda daha belirginleşen normal çocuklardan farklı postur ve tonus,
10) Ortamdaki bir nesneye sabitlenme ve olumlu etkileşime girememe,
11) 12. aydan itibaren anlamsız sesler çıkarma,
12) El-kol-baş hareketlerinin olmaması (örneğin:işaret etme, bay bay yapma)
13) 16. ayda tek sözcüklerin olmaması,
14) 24. ayda kendiliğinden iki sözcüklü tümcelerin olmaması,
15) Anne-babanın oyun ve etkileşim çabalarına tepki vermeme,
16) Stereotipik hareketler,
17) Yüz ifadesinin olmaması (sanki duygusuzmuş izlenimi uyandırma),
18) Uyaranlara karşı tuhaf tepki (hafif gürültüye abartılı tepki),
19) Annesine gerek duymuyormuş izlenimi, bakım verenler tarafından anlaşılmaz ve rahatlatılamaz huzursuzluk,
20) Yiyecekleri katı yeme sorunları.

Zeynep TAŞ

Destek Eğitim Uzman Öğretici
[/av_toggle]
[av_toggle title=’Dil ve Konuşma Nedir?’ tags=”]
Dil ve konuşma günlük hayatta sık sık birbirilerine karıştırılan iki farklı kavramdır.

Dil, sosyal olarak paylaşılan kurallar zincirinden oluşan ve iletişim kurmamızı sağlayan bir kod sistemidir. Dil anlam bilgisi, sesbilgisi, biçimbilgisi, sözdizimi ve kullanım bilgisi olmak üzere beş bileşenden oluşmaktadır.

Dil ve konuşma bozukluğu nedir?

Dil ve konuşmayla ilgili bozukluklar da birbirinden farklıdır. Bir kişi diğerlerini anlamakta, düşüncelerini paylaşmakta güçlük çekiyorsa bu dil bozukluğudur. Eğer bir kişi konuşma sesleri düzgün veya akıcı telaffuz edemiyorsa, konuşması akıcı değilse ya da sesiyle problemi, varsa bu konuşma bozukluğudur.

Dil ve konuşma bozuklukları arasındaki farklar nelerdir?

Dil ve konuşmayla ilgili bozukluklar da birbirinden farklıdır. Bir kişi diğerlerini anlamakta, düşüncelerini paylaşmakta güçlük çekiyorsa bu dil bozukluğudur. Eğer bir kişi konuşma sesleri düzgün veya akıcı telaffuz edemiyorsa, konuşması akıcı değilse ya da sesiyle problemi varsa bu konuşma bozukluğudur.

Dil bozukluklarında, bir kişi kendi dil sisteminin kodunu/şifresini anlayamıyor ve çözemiyorsa o kişinin “dili anlamlandırma ve algılama bozukluğu” vardır. Eğer bir kişi dil sisteminin kurallarını bilmiyor, ya da uygulayamıyorsa, düşünce, fikir ve duygularını bu sebebe bağlı olarak ifade edemiyorsa o kişinin “dili ifade etme bozukluğu” vardır. Algılama ve ifade bozuklukları genel olarak bir arada görülürler.

Konuşma bozuklukları, konuşma sırasında ağızdan çıkan seslerin anlaşılmaz ya da yanlış olarak telaffuzu, konuşmayı sağlayan organların doğru hareket ettirilememesi ya da kontrol-koordinasyon bozukluğu sonucunda iletilmek istenen mesajın doğru olarak iletilememesidir. Konuşma bozuklukları, konuşma seslerinin yanlış ya da eksik üretilmesi (artikülasyon-sesletim bozukluğu),konuşmanın akıcılığında sorun (kekemelik, takipemi), ses bozukluğu (ses kısıklığı ya da kaybı) motor konuşma bozukluğu (apraksi), konuşma ile ilgili kasların zayıflığı ya da aşırı gerginliği (dizartri) şeklinde görülebilir.

Dil ve konuşma bozuklukları, bir arada görülebilir ya da birbirlerinden bağımsız ve ayrı olarak ortaya çıkabilirler. Her iki durumda da bir Dil ve Konuşma Terapisti tarafından yapılacak olan ölçüm, testler ve değerlendirme sonucunda çizilecek ve yine bu uzman kişi tarafından uygulanacak olan bir tedavi programı dil ve konuşma bozukluklarını tedavi etmenin tek yöntemi olacaktır.

Dil ve konuşma bozukluklarının sebepleri nelerdir ve tanısı nasıl konur?

Dil ve konuşma bozukluklarının çeşitli nedenleri vardır. Konuşmayı sağlayan kas ve kemik yapılarındaki değişiklikler, yarık damak, diş problemleri, beyin ya da sinirlerde meydana gelen problemler, işitme kaybı, serebral palsi, parkinson, als gibi nörolojik bozukluklar, beyin hasarı ve mental retardasyon (zeka geriliği), otizm, asperger, down sendromu, apert sendromu, velokardiyofasiyal sendrom gibi genetik sendromlar, dil ve konuşma problemlerinin nedenleri arasında sayılabilir. Reflü, polipler, nodüller, ses tellerindeki rahatsızlıklar ve gırtlak kanseri gibi hastalıklar da ses kaynaklı konuşma bozukluklarının nedenleri arasındadır.

Dil ve Konuşma bozuklukları nasıl saptanır?

Bireydeki dil bozukluğunun dilin hangi bileşeni veya bileşenleriyle ilgili olduğunu saptamak için dil değerlendirmesinin geniş bir yelpazede, dili oluşturan tüm bileşenlerin, dil ve konuşma terapisti tarafından teker teker değerlendirilerek yapılması gerekir.

Konuşma bozukluğunda ise kişi hangi sesleri çıkartabiliyor, hangilerini çıkartamıyor ya da hangi sesleri kelimenin belirli yerlerinde kullanabiliyorken hangilerini kullanamıyor gibi faktörleri (örneğin “k” sesini hece başı pozisyonda kullanabiliyorken, hece sonu veya ortasında kullanamıyor vb.) belirleyen testleri yaparak ya da konuşmanın akıcılığını ve hızını ölçerek bir konuşma değerlendirmesi sağlanabiliyor. Böylece bireyin dil ve konuşma problemi daha ayrıntılı analiz edilebiliyor ve dilin hangi bileşeninde ya da konuşmanın hangi bölümünde ne kadar bozukluk olduğunun saptanmasıyla bireye uygun terapi planı hazırlanabiliyor. Gerekli görüldüğü durumlarda terapist; işitme testi, KBB ya da nörolojik muayene de isteyebilir.

Zeynep TAŞ

Destek Eğitim Uzman Öğretici
[/av_toggle]
[av_toggle title=’Menenjit ( Akut bakteriyel menenjit )’ tags=”]
Menenjit; beynin ve merkezi sinir sisteminin diğer bölgelerinin etrafını saran meningeal zarların yangısıdır. Etken genellikle mikroorganizmalar ise de yangıya neden olabilen kimyasal, fiziksel etkenler de menenjit yapabilir.

Yaş: Tüm yaş gruplarının hastalığıdır. Ancak hastalığın sıklığı özellikle ilk iki yaş içerisinde

daha fazladır. Akut bakteriyel menenjitte hastanın yaşı, etkeni, klinik bulguların ve tedavinin de farklı olmasına neden olan önemli bir faktördür.

Cinsiyet: Özellikle küçük yaş gruplarında erkeklerde daha sık görülür.

Etken:

Yaş grubuna göre etkenler değişmektedir.

Yenidoğan döneminde en sık rastlanan etkenler Grup B streptokoklar, Eschericchia coli, Klebsiella pneumonia vePseudomonas aureginosa ve Listeria monocytogenes’tir.

Üç aydan büyük çocuklarda olguların %95’inden üç bakteri S. pneumonia, H. influenza ve N. meningitidis sorumludur.

Streptococcus pneumonia genellikle ilk 5 yaş içerisinde sık görülür.

Neisseria meningitidis yetişkin dönemde en sık rastlanılan bakterileri başında gelir ve tek tek vakalar yanında salgınlarda yapabilir.

H. inflenza tip b 3 ay ile 6 yaş arasındaki çocuklarda ve yaşlılarda sıktır. Rutin aşı uygulaması yapılan ülkelerde görülme sıklığı hızla azalmaktadır.

Risk faktörleri:

Akut bakteriyel menenjitte en önemli risk faktörü yaşın küçük olmasıdır. Diğer risk faktörleri bazı immun yetmezlikler (kompleman sisteminin geç komponentlerinin eksiklikleri, gibi), dalak fonksiyon bozuklukları, kafa travmaları, otitis media (orta kulak iltihabı), hijyenik şartlarda yapılmayan lumbar ponksiyon (belden beyin omurilik suyu alma) işlemleri ve annenin doğum kanalında menenjite neden olabilen bakterilerin bulunmasıdır.

Belirti ve bulgular:

Hastalığın klinik tablosu da etkenler gibi yaşla değişiklik gösterir.

Büyük çocuklarda ve yetişkinlerde; ateş, baş ağrısı ve kusmahastalığın tipik belirtileridir.

Ayrıca bilinç değişiklikleri ve nöbet de görülebilir. Küçük çocuklarda özellikle yenidoğan döneminde tipik belirtiler her zaman ortaya çıkmaz ateş yanında hipotermi (vücut ısısı düşüklüğü), beslenme güçlüğü, sarılık, solunum problemleri menenjitin habercisi olabilir.

Muayenede tipik bulgular meningeal zarların irritasyonuna bağlı olarak gelişen ense sertliği (kafanın öne doğru olan hareketinde aşırı ağrı olması) büyük çocuklar ve yetişkinlerin %90’unda görülür.

Tanı:

İlk ve en önemli adım menenjitten şüphelenmektir. Özellikle yenidoğanlarda

tipik bulguların olmayabileceği dikkate alınmalı ve hastanın tablosu başka nedenlerle

açıklanamıyorsa bu hastalık akla getirilmelidir.

Tanı için engel teşkil eden bir durum yoksa lumbar ponksiyon yapılmalı ve beyin omurilik sıvısı incelenmelidir.

Lumbar ponksiyon genellikle 4. ve 5. bel omurları arasındaki aralıktan yapılır. Beyin

omurilik sıvısı alımının yapılamayacağı durumlar; kafa içi basınç artması, ağır kalp ve

solunum yetmezliği ve lumbar ponksiyonun yapılabileceği bölgede yaygın cilt enfeksiyonu

olmasıdır.

Lumbar ponksiyon sırasında beyin omurilik sıvısı basıncının ölçülmesi ve alınan örnekte hücre, protein ve glikoz (bir şeker türü) düzeylerinin bakılması ve yayma yapılması için kullanılır.

Yapılan yaymalar hücre ayrımı için Wright boyası, mikroorganizma ayrımı için Gram,

tüberküloz için Ziehl Nielson boyası ile boyanır. Tanıya yardımcı olmak için gerekti-

ğinde tomografi ve manyetik rezonans gibi görüntüleme yöntemleri de kullanılabilir.

Tedavi:

Akut bakteriyel menenjit bağışıklık sisteminin hiç etkili olmadığı bir bölgenin

enfeksiyonu olduğunda hastanın iyileşmesi tamamen kullanılacak antibiyotiklere bağlı-

dır. Antibiyotiklerin beyin omurilik sıvısında hücre incelemesi yapar yapmaz bu inceleme

hastalığı düşündürüyor ise hemen başlanması gerekir. Çünkü dakikaların bile

çok önemi vardır. Yaşa göre olası etkenleri ortadan kaldıracak antibiyotikler verilir.

Bu tedavinin süresi yenidoğan döneminde Gram pozitif bakteriler için 2 haftadan,

Gram negatifer için 3 haftadan; daha sonraki yaşlarda ise 7 günden kısa olmamalı ve

mutlaka damar içi yoldan uygulanmalıdır.

Hastaya ayrıca tedavi başlar başlamaz 48 saat süre ile kortizon tedavisi verilmesi işitme

kaybı başta olmak üzere norölojik sekelleri önlemede etkilidir. Hastalarda beyin

ödemi, şok gibi problemlerin bulunabileceği unutulmamalı ve bunlara yönelik destek

tedavisi de sağlanmalıdır.

Seyir:

Akut bakteriyel menenjitte erken dönemde nöbet geçirme (tek bir bölgede

olanlar ve 4 günden sonra ortaya çıkanlar kötü seyir belirtisidir), şok, subdural koleksiyon

(beyin zarlarından dura zarı altında sıvı birikmesi), beyin ödemi (beyin içinde

yaygın sıvı toplanması); ve geç dönemde hidrosefali (beyin boşluklarında sıvı toplanması

ve kafada büyüme), öğrenme güçlüğü, sara hastalığı, felçler, istem dışı hareketler

ve özellikle hastaların yaklaşık %20’sinde işitme kaybı görülebilir. Ayrıca tedavideki gelişmelere rağmen hastaların yaklaşık %10’u kaybedilmektedir.

Zeynep TAŞ

Destek Eğitim Uzman Öğretici
[/av_toggle]
[av_toggle title=’DOWN SENDROMLU ÇOCUKLAR İÇİN ERKEN EĞİTİM’ tags=”]

cuklar için özel eğitim çok önemlidir. Özel eğitim hizmetlerinin çocuğa erken yaşlarda verilmesi daha da önem taşımaktadır. Çünkü bu çocuklarda büyük kas becerilerinde, küçük kas becerilerinde, konuşma ve anlama becerilerinde, özbakım becerilerinde,bilişsel becerilerde yaşıtlarına oranla önemli gerilikler bulunmaktadır. Bu çocukların tüm bu becerilerde göstermiş olduğu gerilikler ve yetersizlikler ancak özel eğitim ve küçük yaşlarda verilebilecek erken eğitim hizmetleri ile olacaktır. Bu çocuklarda eğitimlerinde amaç bir birey olarak bağımsız yaşayabilmelerini sağlamak olmalıdır. Bu nedenle zaman kaybetmeden BEREM DEDE ÖZEL EĞİTİME ULASINIZ.
ARTIK CARESIZ DEGILSINIZ..

 

 

[/av_toggle]
[/av_toggle_container]

[av_toggle_container initial=’0′ mode=’accordion’ sort=”]
[av_toggle title=’Otistik Çocuklarda Ergenlik’ tags=”]
Çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemi olarak tanımlanan ergenlik, yaşamda belki de en çok ilgi istenilen dönemdir.

Fizyolojik ve psikolojik birçok değişimin yaşandığı bu çalkantılı dönem kızlarda ortalama 12 erkeklerde ise 14 yaşında başlar. Erkeklerde kilo artışı, cinsel organlarda büyüme, cinsel organ çevresinde kıllanma, kilo ve boyda artma gibi fizyolojik değişikliklerin yanı sıra, ciddi kimlik bocalamaları ve psikolojik sorunlarda görülebilir. Kızlarda ise; meme gelişimi, koltuk altı ve cinsel bölgede kıllanma, adet kanaması, kilo ve boy artışı gibi fizyolojik değişiklikler ve bunun yanı sıra birtakım ruhsal sıkıntılar olabilir. Her iki cinste de vücuttaki yağ artışından kaynaklanan sivilceler çeşitli sıkıntılar yaşatır. Çocuk bu dönemde devamlı kendisini inceler kendindeki değişikliklerin farkına varır, kendisini başkalarıyla kıyaslar kendisi ve ailesi ile çatışmaya girebilir.

Otistik Çocuk/ ergenin cinsel gelişimlerinde normal ergenlere göre hiçbir farklılık yoktur. Onlar da yaşamlarının getirdiği değişiklikleri yaşıtları gibi yaşamaktadırlar. Ancak bu dönemde algılama, muhakeme ve kavrama becerilerindeki yavaşlamadan dolayı farklılıklar olabilmektedir .

Normal çocuk ergenlikteki bu değişimleri televizyon izleyerek, ailesi ve arkadaşları ile konuşarak, cinsel deneyim ve sorunları tartışarak, okuyarak öğrenebilecektir. Otistik çocuk bunlardan yoksun olduğu gibi, ailenin belli başlı endişeleri nedeni ile daha fazla baskı ve kontrol yolu
ile kendi kabuğuna çekilecek, sorun sadece belli bir süre için askıya alınacak, ardından daha da şiddetlenerek ortaya çıkacaktır.

İnsanın gelişme süreci bebeklikten çocukluğa, çocukluktanyetişkinliğe tehlikelerle doludur. Bu nedenle gerek normal çocukta, gerekse otistik bireyde iyice ortaya çıkmakta ve cinsel eğitimin gerekliliğini kaçınılmaz kılmaktadır. Bu dönemde otistik bireylerin davranışlarında kötüleşme görülebilir. Küçük yaşlarda görülen aşırı aktivite, yerini aktivite azlığına bırakabilir. Bazen de bu durumların tam tersi olabilir. Genel olarak otistiklerde cinsel eğilim içeren davranışlar; masturbasyon, cinsel organını gösterme, sarılma, öpme, koklama, okşama, soyunma ve başkalarının cinsel organına dokunma olarak belirtilebilir. Otistik bireylerin cinsel deneyimleri sınırlıdır. Bu deneyimler mastürbasyon, öpme, kucaklaşma v.b gibidir. Otistikler genel olarak cinsel organlarına dokunurlar. Bir kısmı herkesin önünde masturbasyon yapar. %20’ye yakın bir kısmı da karşı cinse uygunsuz bir şekilde dokunur. Bazıları da karşı cinsin cinsel organına dokunma ve ilişki kurma eğilimindedirler. El tutma, kucaklama, öpme bunların içindedir. Konuşma yetisi gelişmiş otistiklerde masturbasyondan zevk alma daha belirgindir.

Otistik bireylerin cinsel uyarılma durumunda, bireyin bu uyarıcıya karşılık nasıl davranmasını bilememesinden kaynaklanan öfke, saldırganlık, sıkıntı ve depresif davranışlar sergilediği görülmektedir.
Van Baurgondien ve arkadaşları 89 otistik birey üzerinde yaptıkları çalışmada sık görülen cinsel davranış sorununun masturbasyon olduğunu belirtmişlerdir. Otistik bireyler fizyolojik ve psikolojik olarak uyarıldıkları anlarda normal bireyler gibi davranış sergileyememelerinden (rastgele ve içgüdüsel davranışlardan olan soyunma, sarılma, öpme veya masturbasyon yapmaları) kaynaklanan baskı ve cezalara maruz kalabilmektedirler.

Otistik bireylere yönelik cinsel eğitimin şekillenmesinde çocuğun genel anlamda vücudunu cinsel ağırlıklı olarak tanıma çalışması yapılmalıdır. Biyolojik yönden tanımadaki genel amaç, çocuğun cinsel farklılıklar ve benzerlikleri tanımasıdır. Buna yönelik yapılacak çalışmalar model alınarak, ayna kullanarak, yazılı görsel materyallerden
faydalanılarak yapılabilir. Buradaki amaç; kadın ve erkek arasındaki fiziksel farklılıkları kavrayabilmesi kızların regl dönemini, erkeklerin gece boşalmalarını algılayabilmesidir. Mevsimlere göre giyinme (ortama ve ihtiyaca yönelik giyinme), hijyenik bakım konusunda sürekli ve düzenli olarak eğitilmelidir.

Otistik bireylerin cinsellikle ilgili olarak kendilerini ve başkalarını anlamakta sıkıntıları vardır. Bu sıkıntıların özünde de cinsel uyarılma durumunda ne yapılması gerektiğini bilememelerinden kaynaklanan öfke durumları vardır. Otistik bireylerin ergenlik dönemi başlangıcı ve anında yaşadığı bu sıkıntılara yönelik olarak; eğitimciler, aileler tarafından duruma uygun çeşitli yöntemler geliştirilebilir.
Bu yöntemlerin başında öncelikle otistik bireylerle çalışan, yaşayan kişilerin bu durumu normal fizyolojik bir olay olarak değerlendirebilmesi gelmektedir .

Ön ergenlik döneminde cinsel davranışlara yönelik ana davranışlardan biri ereksiyon ve uyarılma halinin süreklilik arz etmesi ve bir boşalım sağlanamamasıdır. Böyle durumlarda; bireyin bireysel özellikleri dikkate alınarak, davranıştan aldığı haz engellenmeden davranışı yaptığı ortamın kontrol altına alınması gerekmektedir. Yine bireyin algısını başka alanlara kanalize etmek gerekir. Yoğun masturbasyon davranışında bulunan çocuğa müzikli bir çalışma yaptırılabilir.

Cinsel gereksinimi gidermeye yönelik bir yöntem olarak masturbasyon yapacağı mekan konusunda çocuğu eğiterek cinsel doyumun sağlanması bunun için kız ve erkeklere yönelik ayrı odaların düzenlenmesi gerekmektedir. Diğer yandan bu çocukların ergenlik döneminde karşı cinse olan arzuları, kendini ve olayı ifade edememesinden kaynaklanan cinsel istismar önemli bir toplumsal sorundur. Bu çocukların özellikleri ve cinsel rahatlıkları göz önüne alınarak gözlem altında olmalıdırlar. Özellikle kız çocukları n giyimlerine dikkat edilmeli, otistiklerin cinsel istismarı na neden olabilecek cinsel içerikli figürler, oyun ve davranışlardan da kaçınılmalıdır. Cinsel istismara maruz kalmaması için çocukların ilişkide bulundukları ortam kontrol altına alınmalıdır.

Sonuç olarak; otistik çocuklarda cinselliğe yönelik olarak; Cinsellikle ilgili kurumlara ve ailelere yönelik eğitim programları hazırlanmalı, dergi, broşür ve kitap basılmalıdır. Otistik bireylere eğitim veren kurumlarda uluslararası uygulamalar dikkate alınarak bireylerin cinsel gereksinimlerine
yönelik düzenlemeler yapılmalıdır. Bu kurumlarda cinselliğin biyolojik ve fizyolojik yönü de dikkate alınarak doktor ve hemşire bulunmalıdır. Otistik çocukların özellikleri konusunda basın yayın organları aracılığı ile toplumun bilinçlendirilmesi gerekmektedir.

Zihinsel ve İşitme Engelliler Sınıf Öğretmeni

Gökhan Bozkurt
[/av_toggle]
[av_toggle title=’Öğrenme Güçlüğü Gösteren Çocuklar’ tags=”]
Ülkemizde öğrenme güçlükleri yasa ve yönetmeliklerde yer almasına rağmen, öğrenme güçlüğü göstermesi muhtemel olan çocuklar için sistemli eğitim düzenlemelerine yer verilmemiştir. Ancak özel dershanelerin sistemli olmayan bir şekilde bu çocuklara eğitim hizmeti götürdüğü tahmin edilmektedir.Çok değişik şekillerde tanımlanabilen öğrenme güçlüğü tanımlarında bazı ortak özelliklere işaret edilmektedir. Öğrencinin zihinsel yeteneği olmasına rağmen, akademik geriliğinin olması öğrenme güçlüğünün temel özelliğini oluşturmaktadır. Yaygın olarak kabul edilen özelliklerden biriside gelişim örüntülerindeki dengesizliktir. Bunun anlamı ise çocuğun başarı alt testlerinde almış olduğu puanların çok farklı olmasıdır. Özellikle önceki yıllarda yapılan tanımlarda, beyin zedelenmesi yaygın olarak yer almaktaydı, ancak beyin zedelenmesinin kolayca tanımlanmaması beynin hatalı işleyişi sonucu öğrenme güçlüğü gösterdikleri kabul edilmektedir. Yine tanımların çoğunda ortak olan özellik, öğrenme güçlüğüne çevresel yetersizliklerin yol açmadığı, zihinsel yetersizlik ve davranış bozukluklarındanda farklı olduğudur.Tanımlardaki farklılıklar nedeniyle öğrenme güçlüğüne ilişkin yaygınlık oranları çok farklılık göstermektedir. Ancak okul çağındaki çocukları %2 ile %3ünün öğrenme güçlüğü gösteren çocuklar olduğu tahmin edilmektedir.Öğrenme güçlüğünün nedensel etmenleri kalıtsal; çevresel (niteliksiz öğretim ) ve biyokimyasal olarak ifade edilebilir: Öğrenme güçlüğüne beyin zedelenmesinin mi yoksa beynin yanlış işlemesinin mi yol açtığı bilinememektedir. Yiyecek boyalarına ve vitamin yetersizliğine öğrenme güçlüğünün olası nedenleri olarak bakılmaktadır. Yine öğrenme güçlüğü gösteren ailelerde yaygınlığı yüksektir. Ancak bunun kalıtımın mı yoksa çevresel etmenlerin mi sonucu olduğu kesin olarak bilinememektedir. Niteliksiz öğretim bir başka çevresel etmen olarak öğrenme güçlüğüne yol açıyor olabilir. Öğrenme güçlüklerinin tanılanması ve düzeltici eğitimin sağlanması için değişik testler kullanılmıştır. Bu testlerden standartlaştırılmış bağıl testler, tanının konulması amacıyla kullanılmaktadır. Mutlak testler, öğretmen yapımı testler ve davranışsal değerlendirmeler ise eğitim kararlarının alınmasında kullanılmaktadır. Bilgi işlem ya da psikolojik süreçleri ölçmek için kullanılan testler ise tanılama ve eğitim kararlarının alınması amacıyla kullanılmaktadır. Öğrenme güçlüğü gösteren çocuklar özellikleri bakımından birbirlerinden çok farklı özelliklere sahiptirler. Ancak tümünde gözlenebilen ortak özelliklerden birisi, çalışma becerilerini kullanma yeteneğindeki sınırlılıktır. Yaygın olarak söz edilen ancak öğrenme güçlüğü gösteren çocukların tümünde gözlenemeyen özellikler ise şöyledir; algısal-devimsel ve eşgüdüm problemleri, dikkat yetersizlikleri ve aşırı hareketlilik, düşünme, bellek problemleri sayılabilir.Öğrenme güçlüğü olan çocukların eğitimlerinde çok değişik yaklaşımlara yer verilmektedir. Bu yaklaşımlardan psikolojik süreçlerinin kazandırılması için, öğretimde ağırlık psikolojik süreç testlerinde ve öğrenme süreçlerindedir. Bu yaklaşıma göre sağlanan eğitimin özelliği Kephart’ın yaklaşımıyla özetlenecek olursa, çocuğun akademik becerileri öğrenememesinin nedeni, algısal devim uyumunun gelişmediğindendir. Bunu düzeltmek için geliştirilen program, önce devimsel becerileri sonra da görsel algılamanın kazandırılmasını içeren bir programdır.Çok duyulu öğretim yaklaşımında duyular psikolojik süreçlerle birlikte kullanılmaktadır. Bu yaklaşımda psikolojik süreçlerin geliştirilmesi akademik konularla olmaktadır.Bilişsel davranış değiştirme yaklaşımında, belli davranışların değiştirilmesi yerine çocuğun düşüncesini değiştirerek, öğrenmede kendi kendine yetmesi kazandırılmaya çalışılmaktadır. Davranış değiştirme yaklaşımı, aşırı hareketliliğe ve dikkat problemlerinin kontrolü için öğrenme güçlüğü gösteren çocuklarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Dikkat problemlerini ve aşırı hareketliliği kontrol etmek amacıyla öğretim yapılandırılması ve uyaranların azaltılması yaklaşımına da yer verilmektedir.Öğrenme güçlüğü gösteren ya da göstermesi olası olan öğrenciler normal sınıflarda bulunabilmektedir. Sınıf öğretmeninin sınıfında bulunabilecek öğrenme güçlüğü göstermesi olası öğrenciye yardımcı olabilmesi tüm öğrencilerin aynı şekilde öğrenmediklerini varsayması ve özelliklerine göre öğretimi düzenlemesiyle mümkündür. Nitelikli öğretim programlarıyla öğrenme güçlükleri önlenebilir.

Zihinsel ve İşitme Engelliler Sınıf Öğretmeni

Gökhan Bozkurt
[/av_toggle]
[av_toggle title=’Özel Eğitimde Kaynaştırma Uygulamaları’ tags=”]
Özel Eğitimde Kaynaştırma Uygulamaları

Yetersizlikten etkilenmiş bireylerin en az kısıtlanmış ortamlarda yani kaynaştırma ortamlarında eğitim almaları Türkiye’de ve özellikle gelişmiş batı ülkelerinde özel eğitim alanında benimsenmiş temel ilkelerden biri olmuştur. Kaynaştırmanın farklı şekillerde tanımlanmaktadır:“özel gereksinimli çocukların uygun öğretim desteği ile normal eğitim sınıflarına yerleştirilmesi uygulamasıdır.Bir başka tanıma göre ise kaynaştırma, “özel gereksinimli öğrencinin gerekli destek hizmetler sağlanarak, tam yada yarı zamanlı olarak kendisi için en az kısıtlayıcı eğitim ortamı olan normal eğitim sınıflarında eğitim görmesidir.” Tanımın bu şekilde yapılmasının nedeni, kaynaştırmanın öğrencinin yerleştirilme yeri olmasından çok, öğrencinin gereksinimlerinin karşılanacağı ve bu amaca yönelik düzenlenecek ortam olmasıdır.

Eğitsel destek öğrenciye sağlanabileceği gibi, sınıfında kaynaştırma öğrencisi olan öğretmene de sağlanıyor olabilir.

Kaynaştırmanın Tarihçesi

Tarihsel olarak geçmişe bakıldığında engellilerin normal gelişim gösteren akranlarından ayrı olarak özel eğitim okullarında veya özel eğitim sınıflarında eğitildiği görülmektedir. İkinci dünya savaşı sonrası 1950’li yıllarda çok nadir dile getirilmeye başlanan engelli bireylerin engelli olmayan yaşıtlarıyla aynı eğitim ortamını paylaşması fikri 1960‘lı yıllarda giderek daha fazla taraflar bulmaya başlamıştır. Bu dönemde yapılan araştırmalarda bu öğrencilerin bir çoğuna normal sınıflarda okuma hakkı verildiğinde normal akranlarıyla ilişki kurabildiği ve sınıf aktivitelerine katılabildikleri görülmüştür. Bu hareketin öncülüğünü ise engelli bireylerin ebeveynleri başlatmıştır.

Daha sonra kaynaştırmayla ilgili bilimsel araştırmalar yapılmaya başlanmıştır. Yapılan araştırmalar kaynaştırmanın; etiketlemeyi ortadan kaldıran, çocuğun sosyal statüsünü yükselten, daha iyi bir öğrenme çevresi sağlayan bir uygulama olduğu belirlenmiştir.

Kaynaştırmanın Yasal Dayanakları

Özürlülerle ilgili iki temel yasal düzenleme bulunmaktadır. 1997 yıllında yayımlana 573 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve 2006 yılında yürürlüğe giren Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliğidir.

573 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede özel eğitimin ilkeleri ve kaynaştırma şöyle ifade edilmektedir.

Özel Eğitimin İlkeleri: madde c.Özel eğitim hizmetleri özel eğitim gerektiren bireyleri sosyal ve fiziksel çevrelerinden mümkün olduğu kadar ayırmadan planlanır ve yürütülür.

Kaynaştırma ise şöyle tanımlanmaktadır: Özel eğitim gerektiren bireylerin eğitimleri, akranlarıyla birlikte her türlü ve kademedeki okul ve kurumlarda uygun yöntem ve teknikler kullanılarak sürdürülür.

Özel eğitim Hizmetleri Yönetmeliğinde ise aşağıdaki maddeler kaynaştırma ve özel eğitimin ilkeleri ile ilgilidir.

Madde 6: C . Özel eğitim hizmetleri özel eğitim gerektiren bireyleri sosyal ve fiziksel çevrelerinden mümkün olduğu kadar ayırmadan planlanır ve yürütülür. Ç. Özel eğitime ihtiyacı olan bireylerin, eğitim performansları dikkate alınarak, amaç, içerik ve öğretim süreçlerinde değerlendirmede uyarlamalar yapılarak, akranları ile birlikte eğitilmelerine öncelik verilir.

 

 

Kaynaştırma Çeşitleri

Tam Zamanlı Kaynaştırma: Özel gereksinimli öğrencinin kaydı normal sınıftadır; öğrenci tam gün boyunca normal sınıfta eğitim almaktadır.

Yarı Zamanlı Kaynaştırma: Özel gereksinimli öğrencinin kaydı özel sınıftadır; özel eğitim sınıfı öğrencisi başarılı olabileceği derslerde kaynaştırma sınıfında eğitim almaktadır.

Tersine Kaynaştırma: Yetersizlikleri olmayan bireyler istekleri doğrultusunda özellikle okul öncesi eğitimde, çevrelerindeki kaynaştırma uygulaması yapan özel eğitim okullarında açılacak sınıflara kayıt yaptırabilirler.

KAYNAŞTIRMADA ROL OYNAYAN ETMENLER

Kaynaştırmanın başarılı bir şekilde uygulanabilmesi için, bazı koşulların uygun olması gerekir. Kaynaştırmada rol oynayan etmenler şöyle sıralanabilir:

1.Öğretmenler

Öğretmen sınıfında kaynaştırma yapmaya istekli ve özürlü öğrenciyi kabul edici bir tutum içinde olmalıdır. Öğretmen, öğrenciyle ilgili diğer birimlerle, uzmanlarla işbirliğine girmelidir. (fizyoterapist, nörolog v.b.) Öğretmenlere sınıf kontrolü, davranış değiştirme, bireyselleştirilmiş eğitim programlarının hazırlanması gibi konularda destek verilmelidir.

2. Normal Gelişim Gösteren Öğrenciler

Kaynaştırma öğrencisi sınıfa gelmeden önce sınıfta bulunan öğrencilerin mutlaka hazırlanmış olmaları gerekmektedir. Özürlünün ne olduğu, neler yapıp neler yapamadığı çeşitli seminer, basit simülasyon oyunları ile anlatılmış olmalıdır. Olumlu tutum, anlayış ve davranış geliştirme çalışmaları yapılmalıdır.

3. Kaynaştırma Öğrencileri

Kaynaştırma öğrencisi, normal sınıfın davranışsal ve akademik gereklerine hazırlanmalıdır. Kaynaştırma öğrencisinin normal sınıfta kabul görmemesinin en önemli nedenlerinden birisi sosyal beceri eksikliğidir. Kaynaştırma öğrencisi için kaynaştırmaya başlamadan önce ve kaynaştırma eğitimi sırasında sosyal beceri öğretimleri yapılmalıdır.

4. Okul İdaresi

Kaynaştırmanın başarıya ulaşabilmesi için okul idaresinin kaynaştırmanın gereğine ve önemine inanması gerekir. Ayrıca öğretmenleri bilgilendirmesi ve öğretmenin işini kolaylaştıracak çalışmalar yapması gerekir ( Fiziki ortamın hazırlanması, araç-gerecin hazırlanması, sınıflara verilecek öğrenci sayısı v.b.). Okul idaresinin kaynaştırma öğrencilerine yönelik tutumunun olumlu olması kaynaştırmanın başarısını etkileyecektir.

5. Aileler

Yapılacak çalışmalarla kaynaştırma öğrencisinin ailelerine kaynaştırmanın önemi ve kendilerinin mutlaka aktif rol almaları gerektiği anlatılmalıdır. Ayrıca ailelere yalnız olmadıkları, kendi durumlarına benzer aileler bulunduğu anlatılmalıdır. Sınıfta bulunan “normal” öğrencilerin ailelerine özürlü birey anlatılmalı, tepki göstermeleri engellenmelidir.

6. Fiziksel Ortam

Sınıfta öğretmenin ilgilenebileceğinden fazla öğrenci bulunmamalıdır. Başarılı bir kaynaştırma uygulaması için sınıf mevcudunun 25-30 öğrenciden oluşması önerilmektedir. Sınıfta en fazla iki kaynaştırma öğrencisi bulunmalıdır.Mimari düzenlemenin uygun olması gerekir. Sınıfta çocuğun engeline uygun gerekli araç gereç bulunmalıdır.

7.Öğretim Programı Hazırlama

Kaynaştırma öğrencilerinin başarıları, kendileri için hazırlanmış bireyselleştirilmiş eğitim programları (BEP) dikkate alınarak yapılmalıdır. Dolayısıyla her öğrenci için BEP hazırlanmalıdır.

[/av_toggle]
[av_toggle title=’GRUP EĞİTİMİ NEDİR?’ tags=”]

Grup eğitimi çocuğun yaşıtları ile birlikte iletişim kurmasını, bireysel eğitimde kazandığı davranışları genellemesini , grup oyunlarına katılmasını, sosyal becerilerin gelişmesini sağlamak amacıyla yapılır.

Grup eğitimi 4 ile 10 çocuğun katılımı ile yapılan eğitimdir. Özel Eğitim Rehabilitasyon uygulamaları Program Koordinatörlüğü tarafından onaylanmış olan grup eğitim programı, uzman meslek elemanı tarafından uygulanır.

Grup programları ve programlara öğrenci dağılımı, çocukların gelişim ihtiyaçları, eğitimsel performans ve düzeyleri ile her bir öğrencinin grup dinamiğinden yararlanabilmesi dikkate alınarak hazırlanır.

 

Tüm grupların birbirleriyle benzeşen yanları olduğu gibi, ayrılan yanları da vardır. Bazı gruplar, amaç, içerik ve öğrenme stratejileri ile öğrenci düzeyleri açısından kendi içerisinde basamaklandırılarak seviyelere ayrılmıştır;

– iletişim becerileri ve sosyal uyum grubu

– okuma – yazma hazırlık grubu

– okuduğunu anlama, ifade etme – yazma eğitim grubu

– ileri düzey okuma – yazma eğitim grubu

Grup eğitimi programına alınacak öğrenciler yaşlarına, gelişimsel ihtiyaçlarına ve eğitimsel düzeylerine göre belirlenir.

Grup eğitiminde grubun adı ve amaçlarına yönelik uygulamalar asıl olup, gruptaki her bir öğrencinin gruptan ne kazanacağı ve gruba ne kazandıracağı öngörülerek program oluşturulur. Grup eğitiminin programında gruba yönelik hedefler ve bireye yönelik hedefler ayrı ayrı belirlenir.

Grup eğitiminin hedef davranışları, her bir çocuk için tek tek değerlendirilir.

Bazı öğrenciler kendi grubunun dışında belirlenmiş bir amaç için veya bir problemin çözümü için düzeyinin altında ve üstünde grup eğitim programlarına geçici olarak alınabilirler. Yine bazı çocuklar için ilişki, paylaşma, kendini kontrol etme, uyum ve davranış problemlerini kontrol etme amaçlı grup eğitimi, drama veya terapi tekniklerinin kullanıldığı programlar oluşturulur.

Özel çocuklarımızın yaşadıkları en büyük zorluklar arasında sosyalleşmeleri ve topluma uyum sağlayabilmeleri için gerekli okul ve grup ortamlarının sağlanmasında yaşanmaktadır varolan açığı kapatabilmek ve ailelerin bu yöndeki isteklerini yerine getirebilmek için grup çalışmaları yapılmaktadır.

 

BÖYLECE ÇOCUKLAR,

Özbakım becerilerini geliştirir,

Yapacağı işin sorumluluğunu almayı( tamamlama ve takip) öğrenir,

Komut alma ve sıra almayı öğrenir

Özgüvenini geliştirir,

Toplumsal kuralları öğrenir ve uygulamaya alışır.

Sosyal davranışlar kazanır.

 

ÇOCUK NE ZAMAN GRUP EĞİTİMİ ALMALI?
Grup eğitiminin içeriği eğitim döneminin başlangıcında oluşturulur. Bu içerik oluşturulurken çocukların bireysel özellikleri bireysel eğitim programları (BEP) dikkate alınır.
Çocuğun hazır oluşu veya farklı bir şekilde grup eğitimine katılması gibi durumlarda gerekli uygun koşullar yine bireysel öğretmeniyle ve aile ile yapılan ortak görüşmeler sonucunda değerlendirilerek bir sonuca varılır.
Grup eğitimi -eğer varsa-çocukların devam ettiği kreş ya da okuldaki davranışları hakkında fikir vereceğinden önemlidir. Çünkü grup eğitiminde alınan veriler doğrultusunda çocuğun devam ettiği okul ile işbirliği daha sağlıklı olmakta ve böylece okuldaki davranış problemleri daha kolay azaltılmakta, olumlu davranışları görülerek çocuğun kendine güven duyması sağlanmaktadır.

Zeynep TAŞ

Destek Eğitim Uzman Öğretici

[/av_toggle]
[av_toggle title=’KETOJENİK DİYET VE GLUTENSIZ- KAZEINSIZ DIYET ILE TERAPİ’ tags=”]

KETOJENIK DIYET
Beslenme ile nörolojik hastalıklar arasındaki ilişkinin en klasik örneği şüphesiz ki ketojenik diyettir.1920’li yıllarda Mayo Clinic’ten Dr.Russel Wilder çocuklarda otizm ve epilepsi nöbetlerin sıklığını ve yoğunluğunu azaltmaya yönelik bir diyet oluşturmuştur ve günümüzde ketojenik diyet artık alternatif tedavi yöntemi olmaktan çıkıp rutin uygulamanın bir parçası haline gelmiştir. Kimi uzmanlar west sendromu gibi çocukluk çağının yıkıcı epileptik durumlarında dahi ketojenik diyetin ilk tedavi tercihi olabileceğini öne sürmektedirler.

Beynimiz enerji üretimi için öncelikle şekerleri tercih eder. Fakat açlık durumunda yağların yıkılmasıyla ortaya çıkan keton cisimcikleri de beyinde alternatif bir yakıt olarak kullanabilir. Beynin şekeri ve diğer karbonhidratları kullandığı durumda ortaya çıkan ana metabolitlerin epileptik nöbetleri tetikleyebileceği gösterilmiştir. Oysaki açlık durumunda veya ketojenik diyet altındayken beyin ketonları kullanır ve bu yeni metabolik düzende sinir uyarılırının azaldığı beynin epilepsi üretiminin gerilediği bilinmektedir.

Ketojenik diyet karbonhidrat alımını, belirli bir minimum düzeyde tutar. Protein alımı ise koruma ve tamire yeterli olacak şekilde dikkatli ölçülmektedir. Diyetin geri kalanını yağ oluşturmaktadır. Diyet listesi, deneyimli bir diyetisyen tarafından, her hasta için ayrı hazırlanmalıdır. Diyete başlamadan önce hastanın üç günlük yemek kaydının tutulması, yemek tercihlerinin belirlenmesi ve damak tadına uygun liste hazırlanabilmesi açısından önerilmektedir.

GLUTENSİZ – KAZEİNSİZ DİYET (GKD)

Otizmli hastalarda bir diğer tedavi yöntemi ise glutensiz-kazeinsiz diyettir. Otistik hastaların en az %95’inin sindirim fonksiyonları ağır metal ve toksinlere bağlı olarak bozulmuştur. Bu nedenle kazein (süt pıhtısı, peynir, yoğurdun susuz bölümü), gluten (buğday proteini) ve soya protein yapısındaki büyük moleküller sindirilirken küçük birimleri olan aminoasitlere parçalanamazlar. Bu şekilde kana geçerek bağışıklık sistemi ve beyinin işleyiş tarzını bozarlar. Gıdaların sindirilmemiş protein parçaları kana geçtiklerinde morfin etkisi göstererek vücutta az miktarda üretilen serbest morfin miktarını artırırlar. Diyet ile bu morfinlerin kan düzeyi azalmakta ve klinik bulgular da aynı oranda hafiflemektedir. Otistik hastaların %80 kadarı kazeinsiz-glutensiz diyetten fayda görmektedir.

Zihinsel ve İşitme Engelliler Sınıf Öğretmeni

Gökhan Bozkurt

[/av_toggle]
[av_toggle title=’MOTOR BECERİLER’ tags=”]

Otizmli çocuklar için motor beceriler bir sorun olabilir.Spor çeşitleri veya ileri doğru zıplamak vb. basit eylemler gibi koordinasyon kaba motor beceriler otizmli çocuklar için zor olabilir. Bu konuda her zaman beklentiler vardır ve mükemmel dengeye ve motor planlamaya sahip otizmli çocuklar vardır. Bu çocuklar genellikle riskli yüksekliklere tırmanabilir ve küçük alanlarda hiç zorlanmadan hareket edebilirler.
İnce motor beceriler de otizm spektrum bozukluğu olan çocuklara zor gelebilir. Fermuar veya çıtçıt kullanmak, eşyaları açmak veya kapatmak,yazı yazman veya ayrıntılı motor koordinasyonunu gerektiren diğer eylemler çocuğun becerileri arasında olmayabilir. Diğer tüm yetersizlik duygusu durumlarında olduğu gibi nazikçe cesaret vermek yapılacak en iyi şeydir.
İnce motor aktiviteleri gerektiren oyunları oynarken çocukların eylemi başlatmalarına ve sonlandırmalarına izin vererek kendilerini başarılı hissettirmeleri sağlanmalıdır. Örneğin bir kamışın üzerindeki ambalajı gevşetin ama çocuğun çıkarmasına müsaade edin. Kişisel bakımda olduğu gibi oyunlarda da bağımsız olma konusunda teşvik edici olunmalıdır. Ya da boyama gibi yeni bir aktivitede elinizi ellerinin üzerine koyup yaptırabilirsiniz bu sayede gerekli devinimi hissedebilir.
Kaba motor beceri oyunları esnasında, çocukların başarılı olduğu yerden başlanmalıdır. Örneğin, el-göz koordinasyonunu yakın olan hedeflerle öğretmeye başlayın ve sonra zorluğunu arttırın. Ayrıca hayal kırıklıklarının önüne geçmek ve eğlenceli olmalarını sağlamak için oyunları(etkinlikleri) kısa tutun!
Motor kontrolü arttırmak için yön değiştirmeyi gerektiren veya “dur” ve “devam et” hareketleri içeren oyunlar oynanmalıdır.
Su içinde hareket etmek bir dirence karşı hareket etmektir ve bu da kas gücünü arttırır. Bu sayede su içinde yapılan tüm aktiviteler koordinasyonun önemli bir temelini oluşturan bileşenlerden biri olan fiziksel gücü geliştirir. Eğer onu uzağa atacak gücünüz yoksa topu iyi fırlatamazsınız. Ayrıca su dengeyi destekleyen güvenli bir limandır. Çocukların daha kontrollü ve daha akıcı bir şekilde hareket etmelerini sağlar ve çocukların sendeleme,tökezleme ve düşme ihtimalleri daha düşüktür.
(Kaynakça: Barbara Sher,Otizm ve Duyusal İşlem Bozukluğu Olan Çocuklarda Erken Dönem Katılım Oyunları)

Zeynep TAŞ

Destek Eğitim Uzman Öğretici

[/av_toggle]
[/av_toggle_container]
[av_toggle_container initial=’0′ mode=’accordion’ sort=”]
[av_toggle title=’Serebral Palsi (beyin felci),’ tags=”]
Serebral Palsi (beyin felci), bebeklikte ya da çocukluk çağının başlarında ortaya çıkan ve vücut hareketlerini ve kas koordinasyonunu kalıcı şekilde etkileyen, fakat zaman içinde kötüleşme sergilemeyen bir dizi nörolojik bozukluktan herhangi birini tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Serebral palsi kas hareketlerini etkilemekle birlikte, kaslardaki ya da sinirlerdeki bir problemden kaynaklanmaz. Beynin, kas hareketlerini kontrol eden bölgelerinde söz konusu olan anormalliklerden kaynaklanır. Serebral palsi görülen çocukların çoğunluğu bu bozuklukla doğar, ancak bozukluk aylar ya da yıllarca tespit edilemeyebilir.

Serebral Palsi Nedenleri:

1. Doğum öncesi: Bazen bebeğin beynindeki hasar, bebek henüz anne karnındayken meydana gelir. Hasar bir infeksiyondan ya da annenin zarar gördüğü bir kazadan kaynaklanmış olabilir. Annede söz konusu olan yüksek kan basıncı ya da diyabet gibi tıbbi problemler de bebekte sorunlara sebep olabilir.

2. Doğum sırasında: Bebeğin yeterli oksijen alamaması ya da doğumun zor gerçekleşmesi sonucu bebeğin beyninde hasar meydana gelmesi gibi problemler yaşanabilir.

3. Doğum sonrası: Bebek aşırı erken doğduğu (prematüre doğum) ve bedeni anne karnının dışında yaşamaya hazır olmadığı takdirde görülebilir. Beyin doğumdan sonra da gelişmeye devam ettiğinden, doğru zamanda doğan bebeklerin beyninde bile beyin hasarına yol açan infeksiyonlar ya da kanamalar görülebilir.

Serebral Palsi Tipleri:Spastik Tip: Spastisite, en genel anlamda, kas sertliği ya da pasif harekete direnç olarak tanımlanabilir. Kasların normal yapısındaki değişiklik ve sertlik hareketlerin de etkilenmesine ve zor yapılmasına neden olur. Aşırı spastisite zamanla iskelet yapı üzerinde bozukluklara ve postürün (duruşun) bozulmasına yol açar. Bunun yanı sıra oturma, ellerin kullanılması, yürüme gibi fonksiyonel aktiviteleri de olumsuz etkiler. Spastik tip Serebral palsi’nin en yaygın tipidir. Spastik çocuk, Serebral palsi teşhisi altında etkilenen vücut kısmına göre tanımlanır.
a.Hemiparezi: Bu tipte vücudun bir tarafındaki kol, gövde ve bacak etkilenir.
b.Diparezi: Bu tipte her iki bacak spastisitesi kollardan daha fazladır. Bacaklar birbirine sıkışıktır. Parmak ucuna basma sık görülür.
c.Tetraparezi: Bu tipte ise tüm vücut etkilenmiştir. Baş kontrolünün yetersizliği, ellerin yumruk şeklinde bacakların çapraz tarzda durması yaygın bir görüntüdür.Atetoid Tip: Kontrolsüz hareket olarak tanımlanabilir. Çocuğun bacak, kol, el veya yüzünde istemsiz hareketler oluşur. Bu tipte kaslarda ani değişiklikler oluşur. Kaslar çok gevşek durumdan çok sert bir duruma geçebilirler. Bu da hareketlerin koordineli yapılmasını engeller.Ataksik Tip:Dengeyi korumada bozukluk vardır. Baş kontrolünün zayıf olması, gövde dengesinin sağlanamaması nedeniyle gelişim yavaştır ve yürüme çok geç sağlanır.Karma Tip: Kas tonusu bazı kaslarda aşırı düşük, bazılarında ise aşırı yüksek olduğunda serebral palsinin tipi, karma olarak adlandırılır.

Kas tonuslarının farklı tipte olmasının yanı sıra, SP’li çocukların vücutlarının SP’den etkilenen bölümleri de karma bir yapı gösterir. Bu, beyinlerinin hangi kısmının hasar gördüğüne ve hasarın ne kadar büyük olduğuna da bağlıdır.

Serebral Palsi Birlikte Görülebilen / Eşlik Eden Problemler:

Motor fonksiyonlarda bozukluğun yanında, duyu bozuklukları,(sensorial disfonksiyon), gözde kayma, titreme(nistagmus) gibi bozukluklar zeka geriliği ( mental retardasyon ), davranış bozuklukları, öğrenme güçlükleri, dil-konuşma bozuklukları ve ağız diş problemleri de görülebilir.

Serebral Palsi Tedavisi:

Serebral palsinin tamamen iyileştirilmesi mümkün değildir, fakat tedavi genellikle çocuğun becerilerini geliştirir. Yetersizlikleri doğru şekilde tedavi edildiği takdirde, pek çok çocuk normale yakın bir yetişkin yaşamı sürebilir.

Genel olarak, tedavi ne kadar erken başlarsa çocukların gelişimsel yetersizliklerinin üstesinden gelme şansları ya da onları zorlayan görevlerin altından kalkmak için yeni yollar öğrenme şansları o kadar yüksek olur. Tedavi muhakkak konusunda uzman bir ekiple devam ettirilmelidir. Ekipte çocuk doktoru, çocuk nöroloğu, fizyoterapist, özel eğitim öğretmeni, konuşma terapisti, psikolog olmalıdır. Serebral palsi tedavisi, tıbbi yaklaşım ve rehabilitasyon yaklaşımı olarak iki yönlü ele alınmalıdır;

Serebral palsi’li hastada direk Serebral palsi’ ye yönelik etkin bir ilaç yoktur. Ancak hastalıkta seyreden konvülsiyon ( havaleler ) ve epilepsi için yaygın şekilde ilaç kullanılmaktadır. Bunun yanında kaslardaki aşırı sertliliği önlemek için de bazı ilaçlar kullanılmaktadır.

Serebral Palsiye Rehabilitasyon yaklaşımları:

Serebral palsi’ li çocukta birçok sorun bir araya gelerek aile ve çocuk için yaşamı güçleştirir. Bu nedenle problemlerin iyi bir şekilde tanımlanması çok önemlidir. Ancak bilimsel ve bilinçli yaklaşım Serebral palsi’ li çocuğun daha bağımsız bir yaşama kavuşmasını sağlayabilir. Serebral palsi’li çocuğun klinik tablosu, Serebral palsi’ nin nedenine, lezyonun şiddetine, şekline ve diğer komplikasyonların olup olmadığına bağlı olarak çocuktan çocuğa farklılık gösterir. Bu nedenle her çocuğun tedavi ve rehabilitasyon programı farklılık içerir. Serebral palsi’ li çocuklarda görülen problemlerin en aza indirilmesi ve onların topluma kazandırılması çok yönlü bir rehabilitasyon programı ile sağlanabilir. Ailenin eğitiminden, çocuğun fiziksel çevresinin düzenlenmesine kadar bir dizi sorun hesaba katılmak ve rehabilitasyonun alanı içine dahil edilmek zorundadır.

Bilinmesi gereken en önemli şey Serebral palsi tedavi ve rehabilitasyonunun çok uzun bir süreç olduğudur. Bebeğin büyümesi ile birlikte rehabilitasyon uygulamaları da devam eder. Rehabilitasyon çocuk bağımsız (ya da en az bağımlılıkla ) yaşama yeteneğini kazanana kadar devam etmelidir. Serebral palsi ‘ li çocuklar da diğer çocuklar gibi gelişebilir. Serebral palsi fiziksel bir özürdür. Az oranda zeka yetersizleri, görme, konuşma, işitme ve algı bozuklukları fiziksel özüre eşlik etse de ilerleyici değildir. Bilinçli bir yaklaşım ve etkili rehabilitasyon ile yetersizlikleri en aza indirgemek mümkündür.
[/av_toggle]
[av_toggle title=’DEHB tanısı’ tags=”]
Kişi hangi yaşta olursa olsun, DEHB tanısı konulabilmesi için belirtilerin çocuklukta başlamış olması beklenir. Amerikan Psikiatri Birliği’nin tanı ölçütlerine göre DEHB tanısının konulabilmesi için belirtiler 12 yaş öncesinde başlamış olmalıdır. Oysa bazı olgularda DEHB ergenlik dönemine kadar kendini göstermeyebilir. İlkokulda çocuklar çoğunlukla sınıf öğretmeninin gözetimindedirler. Öğretmen çocuğu iyi tanımışsa, akademik ve sosyal olarak destek sağlamışsa, sınıf yönetimi iyi olan bir öğretmense okuldaki işlevsellik belirgin bir biçimde bozulmayabilir. Evde anne ya da baba çocuğun hemen her işini birebir takip etmiş, her gün dersleri tekrar ettirmiş, ödevlerini tamamlatmış olabilir. Dışarıdan bakıldığında sorunsuz gibi görünen bu sistem aslında tamamen anne-babanın ya da öğretmenin desteğine dayalı olarak ayakta kalmıştır. İkinci kademede görev, beklenti ve sorumlulukların artmasıyla sistem yavaş yavaş sarsılmaya başlar.
Çocuğun zihinsel kapasitesinin normal ya da normalin üzerinde olması da DEHB belirtilerini maskeleyen bir etmendir. Çocuk dersi yarım kulakla dinler ama yine de öğrenir. Evde hiç çalışmaz ama sınavlarda yine de başarılı olabilir. Akademik başarının başlangıçta iyi olması, ergenlik öncesinde herhangi bir sorun yaşanmamış olması o kişide DEHB olmadığını göstermez. Detaylı bir gelişim öyküsü DEHB’nin belirtileri ortaya çıkabilir. Bu yaşına gelinceye kadar kendiliğinden ders çalışır, ödevlerini yapar mıydı, eşya kaybeder miydi, görev ve sorumluluklarını hatırlayabiliyor muydu, anne-baba hiç destek olmamış olsa da yine de bu başarıyı yakalayabilir miydi, zaman yönetimi nasıldı vb. sorularla DEHB’nin ipuçları yakalanabilir.
[/av_toggle]
[/av_toggle_container]